Enzim mi Dna'nın, Dna mı Enzimin Kaynağı?

DNA ve DNA için çalışan enzimler konusu evrimcilerin çıkmazda olduğu en önemli konulardan biridir. Evrimcileri büyük bir sıkıntı içine sokan "indirgenemez komplekslik", hücrenin bu bölümünde tekrar karşımıza çıkar. Hücrenin en kompleks yapılarından DNA ile vücudun kompleks proteinlerinden enzimler, birbirlerinden ayrı tutulamayacak bir sistem içinde çalışırlar. Ortaya çıkardıkları kompleks sistemin tek bir parçasını bile devreden çıkarmak, sistemin bazı parçalarının diğerlerinden önce ortaya çıktığını iddia etmek mümkün değildir. 

 

Bir önceki başlık altında detaylı anlatıldığı gibi DNA'nın, kopyalanabilmek için enzimlere ihtiyacı vardır. Ancak bu aşamada ilginç bir durum ortaya çıkar. Çünkü DNA'nın kopyalanmasını sağlayan, her aşamada DNA'yı kontrol eden, hataları düzelten ve defalarca baştan sona DNA'yı teftiş eden enzimlerin oluşabilmeleri için gereken üretim bilgileri yine DNA'da saklıdır. Enzimler, DNA'da kayıtlı olan bilgilere göre, DNA'nın kontrolünde üretilmiş proteinlerdir. Dolayısıyla, enzimlerin yokluğunda, şeker-fosfat iskeletini, yani DNA ve RNA'nın "temelini" üretecek kimyasal reaksiyonlar oluşmaz. Bir başka deyişle, enzimlerin yokluğunda DNA sentezi imkansızdır.

 

DNA'nın yokluğunda ise, enzim sentezi imkansızdır. Kısaca, enzimlerin varlığı için DNA, DNA'nın varlığı için de enzimler gereklidir. 

 

İşte bu gerçek evrimcileri büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Tek birinin oluşumunu dahi açıklayamayan evrim teorisi için, iki kompleks yapının aynı anda ortaya çıkması şartı çok daha büyük bir problemdir. Bir imkansızın gerçekleştiğini kabul ederek, DNA'nın tesadüfler sonucunda ilk olarak ortaya çıktığı iddiasını doğru varsayacak olursak, bu durumda onun kopyalanmasını sağlayacak enzimlerin tesadüfen ortaya çıkışını beklemiş olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Ancak bu süre boyunca kopyalanamayan DNA'nın canlı organizmaya bir faydasının olmayacağı açıktır. Yine başka bir imkansızın gerçekleştiğini ve enzimlerin DNA'dan önce tesadüfen meydana geldiğini anlatan hikayeye inanacak olursak, bu durumda da DNA henüz var olmadığı için enzimlerin üretim bilgileri ve özelliklerini içeren bilgi bankasının hiçbir zaman olmadığını kabul etmemiz gerekecektir. Bu şartlar altında da, tüm imkansızlığına rağmen bir enzim bir şekilde ortaya çıkmış olsa bile daha fazlasının üretilebilmesi imkansızdır. Dolayısıyla, DNA-enzim ikilisi birbirinden ayrılmaz bir bütündür ve birlikte var olmaları gerekmektedir. 

DNA temelli yaşamımızda evrimciler, neyin nasıl meydana geldiğine hiçbir şekilde açıklama getirememektedirler. Bu temel parçalar, her parçanın baştan itibaren mutlaka yerli yerinde bulunmasını gerektiren bir indirgenemez komplekslik göstermektedirler.

California Üniversitesi'nden organik kimya profesörü Charles McCombs, DNA ile DNA enzimlerinin evrimsel bir geçmişinin olamayacağını şu sözlerle ifade etmektedir: 

Eğer önce onarım mekanizması evrimleştiyse, henüz DNA'nın evrimleşmediği bir sistemde onarım mekanizması ne işe yarar? Eğer ilk olarak DNA evrimleştiyse, DNA bir onarım mekanizmasının gerekliliğini nereden bilecektir? Moleküller düşünebilir mi? DNA kararlı bir kimyasal molekül değildir ve onarım mekanizması olmadan kimyasal oksidasyon ve diğer işlemler nedeniyle kolayca zarar görebilir. Onarım mekanizması evrimleşirken, milyonlarca yıl boyunca DNA'nın nasıl varlığını koruyabildiğini açıklayabilecek bir mekanizma yoktur. Milyarlarca yıllık sözde rastgele mutasyonlar, bu onarım mekanizmasını meydana getirene kadar, DNA, bozulup parçalara ayrılarak ilkel çorbaya geri dönecektir.

 

İki molekülün birlikte evrimleşmesi elbette ihtimal dışıdır. Ancak burada, evrimcilerin henüz tek bir DNA'nın veya tek bir enzimin ortaya çıkışını açıklayamadıklarını tekrar hatırlatmakta fayda vardır. Evrimciler bunu hiçbir şekilde açıklayamayacaklardır, çünkü enzimin DNA'dan, DNA'nın da enzimden bağımsız olarak tesadüfen ortaya çıkması, hatta tek bir enzimin veya DNA'yı oluşturan proteinlerden yalnızca birinin rastgele oluşması imkansızdır. 

 

Evrimle ilgili tüm iddiaları tamamen devre dışı bırakan DNA ve enzim çelişkisi, evrimciler tarafından da şaşkınlıkla karşılanmaktadır. American Biology Teacher Dergisi yazarlarından Amerikalı evrimci Frank B. Salisbury, tüm bunların evrimsel açıklamasının imkansız olduğunu şu sözlerle itiraf etmek zorunda kalmıştır:

Hayatın kökeni ile ilgili fikirlerimiz zamanın akışı ile radikal olarak değişmek zorunda kalacak. Problem olan sadece gen değil: Tek bir canlı hücresini meydana getirmek için oluşması gereken sistemi bir düşünün! Kopyalanan DNA moleküllerinin ilkel çorbada meydana geldiğini konuşup durmak güzel, ama modern hücrelerde bu kopyalanma uygun enzimlerin varlığını gerektiriyor. Dahası, DNA kendi kendine bir şey başaramıyor. Varlığının tek sebebi, içinde taşıdığı bilgi ve protein enzimlerinin üretiminde kullanılması. Şu anda; RNA, DNA sentezi için gerekli olan enzimleri, ribozomları, amino asitleri aktive edebilmek için gerekli olan enzimleri ve transfer RNA moleküllerini dikkate alacak olursak, DNA ve enzim arasındaki bağlantı oldukça komplekstir. ... Sanki her şey bir kerede meydana gelmiştir: Tüm sistem sadece bir birim olarak oluşmuştur, yoksa her şey tamamen anlamsızlaşır. Bu ikilemi çözecek çeşitli yollar olmalı, ama bunu şu anda göremiyorum.

 

Yaratılış Araştırma Enstitüsü (Institute of Creation Research) başkanı Duane T. Gish ise, DNA ve DNA enzimleri konusunda herhangi bir evrimsel geçmiş olamayacağını şu sözlerle ifade etmektedir: 

Aslında, canlı bir hücre içindeki pek çok metabolik aktivitenin hücrenin varlığı için zorunlu olmasına ve bu aktivitelerin neredeyse tamamının enzimlere bağımlı olmasına rağmen, enzimlerin canlı organizmalardan önce ortaya çıkmış olması büyük bir felaket olacaktır. Örneğin, proteinin hidrolizini veya yıkımını katalize eden enzim olan proteolitik enzimin (proteaz) bir şekilde ilkel dünyada farazi ilkel çorba içinde meydana geldiğini varsayalım. Bu tamamiyle bir felaket olur, çünkü bu enzim gördüğü tüm proteinleri mutlu bir şekilde büyük bir hızla katalize edecek ve geride hiç protein bırakmayacaktır. Aynı şekilde, RNaz (reoksiribonükleaz) bütün RNA'ları, DNaz (deoksiribonükleaz) bütün DNA'ları, diaminazlar bütün aminleri, dikarboksilazlar bütün karboksil asitleri vs. ortadan kaldıracaktır. İç yapısı tamamen düzenlenmiş canlı bir hücrenin dışındaki tüm varlıkları tamamen yıkıp yok edici olan bu maddeler, nasıl "seçilmiş" olabilirler? 

Yaşamın kökeni ile ilgili olarak doğal seleksiyonun yapabileceği bir şeyin olması imkansızdır. Açıkça böyle bir şey yoktur ve bu nedenle natüralist, mekanik işlemlerle gerçekleşen hayatın kökeni ihtimali tümüyle imkansızdır.

 

Washington Carnegie Enstitüsü Başkanı Dr. Caryl P. Haskins ise, bir evrimci olmasına rağmen, birbiriyle bağlantılı bu iki kompleks sistemin tesadüfen evrimleşmiş olmasının imkansız olduğunu açıkça itiraf etmektedir: 

Biyokimyasal genetik konusundaki en büyük evrim sorusu hala cevaplanamamıştır. Genetik kod ilk olarak nasıl ortaya çıktı ve evrimleşti? Ve bundan önce, çözmeleri gereken bir gelecek dururken, yeryüzünde yaşam nasıl oluştu?... Gerçek şu ki, bugün yaşayan tüm organizmalarda hem DNA'nın kopyalanma işlemi hem de DNA'nın kodunun etkili tercümesi, çok özel enzimler gerektirir. Aynı zamanda söz konusu enzimlerin moleküler yapıları DNA'nın kendisi tarafından kesin olarak belirlenir ve bunun nasıl gerçekleştiği de büyük bir evrimsel sırdır... Kod ve bunun tercüme ediliş yolları evrimde bir anda mı meydana gelmiştir? Her iki tarafın da sahip oldukları büyük komplekslik ve hayatta kalabilmek için ikisinin de doğru bir şekilde koordine olmaları gerektiği dikkate alındığında, böylesine bir tesadüfün meydana gelmesi neredeyse inanılmazdır. Darwin öncesinde olsaydı, bu bilmece kesinlikle özel bir yaratılışın en büyük kanıtı olarak sunulacaktı.

 

Söz konusu olan iki kompleks yapıdır. Evrimciler sadece enzimlerin oluşumunu değil, enzimi oluşturan amino asitlerin doğru bir sıralama ile birleşerek proteini meydana getirmesini bile açıklayamamışlardır. DNA'nın oluşumunu açıklama konusunun ise yanına bile yaklaşamamışlardır. Bu iki kompleks yapının bir yumurta-tavuk döngüsünü andırır şekilde bağımlı hareket ediyor oluşları, birbirlerinin üretiminden sorumlu olmaları, gelişen bilimin evrimcilere gösterdiği en büyük zorluklardan bir tanesini oluşturmuştur. Aslında bu, karşılaştıkları tüm kompleks sistemlere yaratılış dışında açıklama getirmeye çalışan, bu konuda son derece mantıksız ve tutarsız iddialar ortaya atmaktan çekinmeyen evrimcilere, mikrobiyoloji biliminin verebileceği en büyük derslerdendir. Evrimcilerin, hem DNA'nın hem de DNA enzimlerinin oluşumu için öne sürebilecekleri herhangi bir teori, bu konuda ortaya atabilecekleri herhangi bir hayali mekanizma yoktur. Karşı karşıya kaldıkları şey, benzersiz, şaşırtıcı, gerçek anlamda olağanüstü bir yaratılış mucizesidir. Açıktır ki; DNA da, enzimler de, içinde bulundukları hücre de, tüm işlevleri ve özellikleri ile tam olarak olması gereken yere yerleştirilmişlerdir. Bunun yaratılış dışında bir açıklaması olamaz. Allah, bir DNA sarmalı içindeki tek bir nükleotidi, onun sahip olduğu tek bir atomu, onun saniyede binlerce kilometre hızla hareket eden her bir elektronunu her an görmekte, onları her an izlemekte ve her an kontrol etmektedir. Allah'ın dilemesiyle her şey mükemmel bir komplekslik kazanır. Allah istediği için sistemler işler. İnsan, Allah istediği için hayatta kalır. İnsanlık tarihinden beri yaratılmış her insanın her hücresinde gerçekleşen her işlemi bilen Allah'tır. Allah, her hücrede gerçekleşen binlerce reaksiyonu, bu reaksiyona dahil olan molekülleri ve bunları meydana getiren tüm küçük parçaları Kendi kontrolünde tutan, onları yoktan var edendir. İşte bu nedenle yaratılış gerçeğine karşı açıklama arayanlar sürekli olarak çaresiz kalmaktadırlar. Allah'ın yalnızca "Ol" emri ile yarattığı şeylere başka bir açıklama getiremeyeceklerinin kendileri de farkındadırlar. Allah bir ayetinde sonsuz kudretini şöyle haber verir: 


 

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)