Atmosferin olağanüstü seçici özelliği

Güneş ışınlarının yeryüzündeki canlı yaşamını desteklemek için özel tasarlandıkları gibi, bu ışınların ideal oranlarda yeryüzüne erişmesinde de çok önemli bir faktör rol oynar: Atmosfer.

Uzaydan gelen ışınlar Dünya yüzeyine ulaşabilmek için, atmosferden geçmek zorundadırlar.

Eğer atmosfer, bu ışınları geçirecek bir yapıya sahip olmasaydı, elbette bu ışınların bize hiçbir yararı olmazdı. Ama atmosferimiz, bu yararlı ışınların geçişine izin veren özel bir yapıya sahiptir.

İşin asıl mucizevi olan yönü ise, atmosferin bu ışınların geçişine izin vermesi değil, sadece bu ışınların geçişine izin vermesidir. Çünkü atmosfer yaşam için gerekli olan görülebilir ve yakın kızılötesi ışınlarını geçirirken, yaşam için öldürücü olan diğer ışınların geçişini de kesin biçimde engellemektedir. Bu ise, Güneş dışı kaynaklardan Dünya'ya ulaşan kozmik ışınlara karşı çok önemli bir "süzgeç" oluşturmaktadır. Prof. Denton bu konuyu şöyle açıklar:

Atmosfer gazları, görülebilir ışığın ve yakın kızılötesinin hemen dışında kalan tüm diğer ışınları çok güçlü bir biçimde yutarlar. Dikkat edilirse, atmosferin, elektromanyetik yelpazenin çok geniş alternatifleri içinde, geçişine izin verdiği yegane ışınlar; görülebilir ışık ve yakın kızılötesini kapsayan daracık alandır. Neredeyse hiç gama, morötesi ve mikrodalga ışını Dünya yüzeyine ulaşmaz.

Michael Denton, Nature's Destiny, s. 55. 

 

Buradaki yapının mükemmelliğini görmemek mümkün değildir. Güneş 1025’te 1 ihtimalin arasından sadece bize yararlı olan ışınları yollamakta, atmosfer de zaten sadece bu ışınları geçirmektedir. (Güneş'in yolladığı çok az orandaki yakın morötesi ışınların büyük bölümü de, ozon tabakasına takılmaktadır.)

Konuyu daha da etkileyici hale getiren bir başka nokta ise, suyun da aynı atmosfer gibi son derece seçici bir geçirgenlik özelliğine sahip olmasıdır. Su içinde yayılabilen ışınlar, sadece görülebilir ışıktır. Atmosferden geçebilen (ve ısı sağlayan) yakın kızılötesi ışınlar bile, suyun içinde sadece birkaç milimetre ilerleyebilirler. Dolayısıyla Dünya üzerindeki denizlerde, sadece yüzeydeki birkaç milimetrelik tabaka Güneş'ten gelen ışınlarla ısınır. Bu ısı daha aşağı doğru kademeli bir biçimde iletilir. Böylece belirli bir derinliğin altında, Dünya'daki tüm denizlerin ısısı birbirine çok yakındır. Bu ise deniz yaşamı için çok uygun bir ortam meydana getirmektedir.

Hem atmosfer hem de su, sadece bizim yaşamımız için gerekli olan ışınların geçmesine izin verirler. Uzak yıldızlardan gelen her türlü zararlı ve öldürücü kozmik ışın, bu mükemmel tasarlanmış filtreye takılır.

 

Tüm bunlar çok önemli gerçeklerdir. Işıkla ilgili hangi fiziksel kanunu incelesek, herşeyin tam yaşam için olması gerektiği gibi olduğu ortaya çıkmaktadır. Encyclopaedia Britannica'da yer alan bir yorum, bunun ne kadar olağanüstü bir durum olduğunu şöyle kabul etmektedir:

Dünya'daki yaşamın farklı yönleri için görülebilir ışığın ne kadar önem taşıdığını düşündüğümüzde, atmosfer ve suyun ışık geçirgenliğinin bu denli dar bir alana sıkıştırılmış olduğu gerçeği karşısında, insan kendisini şaşkınlığa düşmekten alıkoyamamaktadır.

Encyclopaedia Britannica, 1994, 15th ed., cilt 18, s. 203.

 

Yukarıda da ifade edildiği gibi, atmosferin ve suyun ışık geçirgenliğinin tam canlılık için gereken şekilde olması son derece mucizevi bir olaydır. Ancak burada belirtmeliyiz ki, şaşırtıcı olan, bazı insanların bu kusursuz dengeyi kuranın tesadüfler olduğunu iddia etmeleri, atmosferin ve suyun kendi geçirgenlik derecelerini kendilerinin ayarladıklarını zannetmeleridir. Elbette ne su, ne atmosfer, ne de evrendeki herhangi bir başka şuursuz varlık böyle olağanüstü bir dengeyi kurma yeteneğine sahip değildir. Tesadüf ismi verilen başıboş olayların, kontrolsüz gelişmelerin böyle ince hesapları yaparak, herşeyi birbiri ile uyum içinde biraraya getirmeleri asla mümkün değildir.

 

Kainatın ve içinde yaşadığımız dünyanın her noktasında, geçerli olan her fizik kanununda, her dengede ve ayarda kusursuz bir düzen vardır. Üstelik insanlar yüzbinlerce yıldır bu mucizevi olaylardan habersiz bir şekilde yaşamlarını sürdürmüşler, daha yeni yeni evrendeki ihtişamın detaylarını öğrenmeye başlamışlardır. Yeryüzündeki yegane akıl sahibi varlık olan insanın kavrayış kapasitesinin çok üstünde olan bu mucizevi detaylar, kendilerini yaratan sonsuz kudret sahibi bir Yaratıcı'nın varlığının açık delilleridir. 

 

İşte bu yüzden, bu ihtişama bakıp Allah'ın varlığını göremeyen, O'nun sonsuz aklını ve ilmini takdir edemeyen, Allah'ın herşeyin hakimi olduğunu ve herşeyi yeniden yaratmaya güç yetiren olduğunu kavrayamayan insanların varlığı, asıl şaşkınlık konusu olması gereken olaydır. Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:

İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmaya kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen olur. Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan   (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz. (Yasin Suresi, 77-83)

Eğer şaşıracaksan, asıl şaşkınlık konusu onların şöyle söylemeleridir: "Biz toprak iken mi, gerçekten biz mi yeniden yaratılacağız?" İşte onlar Rablerine karşı inkara sapanlar, işte onlar boyunlarına (ateşten) halkalar geçirilenler ve işte onlar -içinde ebedi kalacakları- ateşin arkadaşları olanlardır. (Rad Suresi, 5)

Etiketler: