Uçsuz bucaksız çöllerde karınca gibi küçük bir canlı yolunu nasıl bulur? Kelebekler vücut sıcaklıklarını nasıl ayarlar? Bir balık suyun üstünü nasıl görür? Üstelik görmekle de kalmayıp suyun kırılma açısını hesaplayıp su üzerindeki bir böceğe tam isabet kaydederek onu nasıl avlar?

Buradaki sorularda örnek olarak verilen canlıların ortak özellikleri her birinin de optik konusunda uzmanlık gerektiren davranışlar sergilemeleridir. Örneğin -biraz sonra detaylı olarak ele alınacağı gibi- bazı kelebek türleri fizikçilerin kullandığı bazı optik kurallarını uygulayarak vücutlarını sıcak tutmaktadırlar. Bu bölümde yer alan başka bir örnek de dört gözlü balıktır. Balığın gözlerindeki optik tasarım bu canlıya hem atmosfer hem de deniz ortamında görme avantajını sağlamaktadır.

Hepsi özel bir tasarım ürünü olan bu sistemleri ve akılcı davranışları incelediğimizde ise karşımıza tek bir sonuç çıkacaktır: Bir kelebeğin ya da bir karıncanın, vücudunda kendi kendine böyle sistemler kurması ve bunları nasıl kullanacağını kendiliğinden bilmesi elbette mümkün değildir. Tüm canlılar sahip oldukları özelliklerle birlikte ve bu özellikleri nasıl kullanacaklarını bilerek, bir anda ortaya çıkmışlardır. Allah, onların hepsini bilinçli bir tasarımla yaratmıştır.

OPTİK KURALLARINI BİLEN KELEBEKLER

Fizikçilerin optikte kullandıkları üç temel kural vardır. Bunlar sırasıyla şöyledir:

1) Bir yüzey, üzerine gelen güneş ışınlarının yüzeyle yaptığı açı 90 dereceye yaklaştıkça ısınır.

2) Aynı açıda güneş ışını alan iki yüzeyden koyu renkli olanı daha çok ısınır.

3) Yansıtıcı bir yüzey, üzerine gelen ışını normali (yüzey ile 90 derece yaptığı var sayılan dikme) ile kaç derece yapıyorsa o açıyla yansıtır.

Bu kuralları fizik okuyanlar bilirler, ancak bugün pek çok insan bu kuralların varlığından haberdar bile değildir. Bunların günlük hayatta nasıl etkileri olduğundan ya da ne işe yaradıklarından da habersizdirler. Elbette ki optik kurallarının herkesçe bilinmemesi son derece doğaldır. Bunda yadırganacak bir durum yoktur. Ancak şaşırtıcı olan, bu kuralları çok iyi bilen başka canlıların olmasıdır.

İnsanların bilmediği ya da farkında olmadığı bu kurallardan kelebekler haberdardır. Üstelik kelebekler bu optik kurallarından günlük yaşamlarında da faydalanmaktadırlar. Bu konuyu Colias kelebeklerinden örnek vererek açıklayalım.

Colias kelebeği vücut sıcaklığı 280°C'den düşük olduğunda uçamaz. Bu durumda hemen kanatlarını açar ve sırtını güneşe dönerek güneş ışınlarını dik alacak şekilde durur. Kelebek yeterince ısınıp vücut ısısı 400°C'ye kadar çıktığında kendi ekseni etrafında 90 derece döner. Böylece güneş ışınlarını yatay alır hale gelir. Bu hareket ile güneş ışınlarının ısıtıcı etkisi en aza indirilmiş olur. Dolayısıyla kelebeğin vücut ısısı düşmeye başlar.

Bunların yanı sıra bu cins kelebeklerin kanatlarında siyah lekeler bulunur. Bu lekeler ısıyı kelebeğin vücudunda toplamaya yarar. Üstelik bunlar vücudun en çok ısınmaya ihtiyaç duyduğu bölgelerine yakın olarak yerleştirilmiştir. Böylece diğer bölgelerden daha çabuk ısınan lekelerden yapılacak ısı nakli için kullanılan mesafe kısalmış olur.

Pieris cinsi kelebekler ise kanatlarını öyle bir açıda ayarlarlar ki, tıpkı bir mercekteki gibi tüm ışınları vücutlarının en çok ısınması gereken bölgelerinde toplayabilirler.33

Şüphesiz bu kelebekler hayatlarının hiçbir döneminde fizik-optik eğitimi almamışlardır. Fizik kurallarından, hangi açının güneş ışınlarını daha verimli alacağından da haberdar değildirler. Bütün bunlar kelebeklere öğretilmektedir.

Bu canlılara en verimli şekilde ısınmak için neler yapmaları gerektiğini ilham eden, her şeyi koruyan ve gözeten Allah'tır. Rabbimizin her şeyin hakimi olduğu bir ayette şöyle haber verilmektedir:

Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan (Gani)dır, övülmeye layık olandır. (Hac Suresi, 64)


Pieris cinsi kelebekler kanatlarını öyle bir açıda ayarlar ki, güneş ışınlarını vücutlarının en çok ısınması gereken bölgelerinde toplayabilirler. Bu, optik bilgisi gerektiren bir davranıştır. İnsanlar da kelebeklerin yaptığı gibi, ışınları bir noktada toplamak için çukur aynalar ve mercekler kullanırlar. Pieris kelebeklerinin, optik bilgisi gerektiren böyle birşeyi başarabilmelerinin tek nedeni vardır: Allah bu canlılara en verimli şekilde nasıl ısınabileceklerini ilham etmektedir.


"DÖRT GÖZLÜ" BALIKTAKİ MUHTEŞEM OPTİK TASARIMI

Denizde yüzerken suyun içinde gözümüzü açtığımızda çevremizdeki her şeyi bulanık görürüz. Çünkü atmosfer ortamında görmeye uygun şekilde yaratılmış olan gözümüz için su farklı bir ortamdır. Benzer bir mantıkla düşünüldüğünde, içinde bulunduğu ortamdan dışarıya çıkarılan bir balığın da, atmosfer ortamında bulanık bir görüşe sahip olacağı tahmin edilebilir. Ancak hem karada hem de suda çok iyi görebilen bir balık türü vardır.

Güney Meksika'dan Güney Amerika'nın kuzeyine kadar olan nehirlerde ve göllerde yaşayan bir balık türü suyun hem içinde hem de dışında son derece iyi görebilmektedir. Anableps adını taşıyan bu balık daha çok "dört gözlü balık" olarak tanınır. Bu balık türü suyun dışını net olarak görmesinin yanı sıra, havadaki nesnelere bile odaklanabilmektedir.

Dört gözlü balığın gerçekte iki gözü bulunmaktadır. Ancak her göz, her biri kendi odak uzaklığına sahip iki yarım küreden oluşmuştur. Bu, Anablepslerin aynı anda iki farklı görüş özelliğine sahip olmalarının nedenini açıklayan kusursuz bir tasarımdır. Balık suyun yüzeyinin biraz altında yüzerken su yüzeyinin üzerinde kalan göz bebekleri havayı taramakta, bu arada suyun altında kalan alt göz bebekleri de sualtındaki dünyayı incelemektedir. Bu şekilde balık hem uçan hem de yüzen canlılarla beslenebilmekte veya onlardan kaçabilmektedir.

Gözün içerisinde yer alan iki ayrı odak (bifocals) balığın iki ayrı görüntü almasına imkan tanır.

Pigment içeren benekli bir doku bandı ve bunun hemen üzerinde bulunan gözle görülebilir irisler her bir gözü su çizgisinde ortadan ikiye böler ve birisi suyun üzerinde diğeri suyun altında olan iki adet göz bebeği oluşturur. Yukarıdan bakıldığında irisler dışarı fırlayan gözlerin içerisinde havada duran parmaklara benzemektedirler.34

Dört gözlü balık, uçan böcekleri yakalayabilmek için havaya zıplayabilir veya yüzen yaratıkları avlamak için suyun dibine dalabilir. Ancak daha çok kıyıya yakın sığ sularda gezinerek kabukluları, algleri veya suyun üstündeki ince yüzeye takılan böcekleri yakalar.

Bilim adamları Anablepslerin suya oranla havayı daha çok kullandıklarını tespit etmişlerdir, çünkü havada, sudaki görüş sistemine göre daha uzaktaki ve daha küçük nesneleri görebilmektedirler. Ancak balık, beslenmek veya diğer canlılara yem olmamak için sık sık dalmaktadır.

Bu Sistem Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Şüphesiz hiçbir balığın kendi kendine suyun ve havanın fiziksel özelliklerine göre iki farklı optik sistem tasarlaması, daha sonra da bu iki sistemi, tek bir gözde uyumlu çalışacak biçimde monte etmesi mümkün değildir.

Peki bu gözler evrim teorisinin öne sürdüğü gibi tesadüfi gelişimlerle ortaya çıkmış olabilir mi? Yani benzeri olmayan bu optik tasarım tesadüfen bir balığın gözlerinde var olabilir mi? Daha sonra yine aynı tesadüflerle nesilden nesile aktarılarak oluşabilir mi?

Elbette ki böyle bir tasarımın tesadüfen olması mümkün değildir. Göz gibi kompleks organlar, iç içe geçmiş pek çok parçanın birarada çalışmasıyla oluşur ve bu parçaların birisi bile olmasa ya da kusurlu olsa hiçbir işe yaramazlar. Bu tür sistemler, "indirgenemez komplekslik" olarak tanımlanan özelliğe sahiptirler. Örneğin insan gözü daha basite indirgenemez, çünkü eksiksiz olarak tüm detaylarıyla birlikte var olmadığı sürece göz hiçbir işe yaramaz. Bu da gözün zaman içinde aşama aşama oluşamayacağının bir kanıtıdır.

Bu gerçek, "eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır"35 diyen Darwin'in endişe ettiği gibi, evrim teorisini en temelinden yıkmaktadır.

Darwin, "gözün evrimi" konusunda bir açmazla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Nitekim bunu kitabının "Teorinin Zorlukları" (Difficulties on Theory) adlı bölümünde itiraf etmektedir. Darwin'in kitabını okuyan Amerikalı fizikçi Lipson, Darwin'in bu "zorlukları" hakkında şu yorumu yapar:

"Türlerin Kökeni'ni ilk okuduğumda Darwin'in genelde sunulan tablonun aksine, kendisinden pek de emin olmadığını fark etmiştim. 'Teorinin Zorlukları' başlıklı bölüm, örneğin, çok belirgin bir güvensizlik yansıtmaktadır. Bir fizikçi olarak, gözün nasıl ortaya çıkmış olabileceği yönündeki yorumları karşısında şaşkınlığa düştüm."36

Evrim teorisi henüz tek bir gözün ortaya çıkışını açıklayamazken, evrimcilerin "dört gözlü balığın" kökenine dair hiçbir açıklama getiremeyecekleri aşikardır. Dört gözlü balık, suyun dışını bir insan kadar, suyun içini de bir balık kadar iyi görebilmektedir. Dört gözlü balığın kökenine ilişkin söylenebilecek tek şey vardır, o da "her şeye gücü yeten ve bütün canlıları yaratan" Allah'ın harikulade bir sistemle, hiçbir örneği olmadan, kusursuzca yaratmış olduğudur.

Yukarıdaki resimde dört gözlü balığın su ve hava gibi ışığın farklı kırılma özelliklerine sahip ortamlarda nasıl gördüğü görülmektedir.

Evrimcilerin bu kadar açık olmasına rağmen gerçekleri görememeleri ve hala ısrarla bir safsataya inanmaları son derece önemli bir konudur. Her insan bu durumun üzerinde düşünmeli ve bundan ibret alarak, böyle bir duruma düşmekten şiddetle sakınmalıdır..

Bu derin kavrayış eksikliği, Allah'ın varlığını kabul etmemeleri dolayısıyla dünyada onlara verilmiş bir karşılıktır. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:

Kendileri Allah'ı unutmuş, böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 19)

Suyun ve gözün yüzeyinin (korneanın) kırılma indisi neredeyse aynı olduğu için suyun altındaki nesnelerden yansıyan ışık korneadan direkt olarak geçer ve daha yüksek kırılma indisine sahip olan mercekteki retina üzerinde kırılarak odaklanır. Diğer yandan havanın korneaya göre daha düşük bir kırılma indisi vardır, bu nedenle ışık ikinci defa bükülür. Anableps benzersiz olan yumurta şeklindeki merceklerini kullanarak her iki görüntüyü de net olarak görür. Merceğin alt gözbebeği ile aynı sırada olan kısmı tipik bir balık gözü merceği gibi yuvarlanmıştır. Bu sayede yüzmekte olan bir böcek larvası retina üzerinde odaklanabilmektedir. Daha az yuvarlak olan üst kısım ise insan gözüne daha fazla benzemektedir ve havadaki cisimlere bakıldığı zaman ortaya çıkan iki defa kırılmayı telafi eder. Bu sayede balık bir sivrisineği bile net olarak görebilir. Bu mükemmel tasarım Allah'ın benzeri olmayan yaratma sanatının sayısız örneklerinden yalnızca biridir.


KARINCANIN GÖZLERİNDEKİ PUSULA

Yön bulabilmek için pusulaya, bir de haritaya ihtiyaç vardır. Harita insana nerede olduğunu, pusulaysa nereye gideceğini gösterir. Tunus'un Akdeniz kıyısındaki Mahore's yakınlarında yaşayan siyah çöl karıncası ise, bunların hiçbirini kullanmamasına karşın yönünü hatasız olarak belirleyebilmektedir.

Karınca, sabah güneşinin yükselmesiyle birlikte 70 °C kadar yükselen çöl kumunun sıcağında, besin aramak için yuvasından çıkar.

Çöl karıncası yuvasından, 200 metre uzağa kadar varabilen bir alanda sık sık durarak ve olduğu yerde dönerek dolambaçlı bir yol izler. Ama bu zikzakların bütün karmaşıklığına rağmen, yiyeceğini bulduğunda, hemen yuvasına doğru düz bir çizgi şeklinde bir rota izleyerek yola koyulur. Karıncanın bu yolculuğu, boyu ile kıyaslandığında, bir insanın çölde 35-40 km. dolaştıktan sonra, pusula vs. kullanmadan başladığı noktaya doğrudan dönmesine denk bir yolculuktur.37

Çöl gibi bir arazide yön belirlemeye yarayan işaretlerin azlığı düşünüldüğünde, -ki karıncanın yolda gördüğü işaretleri hafızasında tutup, yolunu onlara bakarak bulması da başka bir mucize olurdu- karıncanın başardığı işin önemi daha iyi anlaşılacaktır.

Karıncanın ne bir pusulası ne de haritası vardır. Ancak gözlerine Allah'ın yerleştirdiği yön tayin sistemi bütün bu aletlerden üstündür. Karıncanın gözleri insanların sahip olmadığı bir özelliğe sahiptir: Çöl karıncası da önceki sayfalarda örnek verdiğimiz yer örümcekleri gibi ışığı polarize edebilir. Bu işlem sırasında bizim göremediğimiz bazı ışınları görür ve bunları kullanarak çevres_dogadaki_muhendislikine baktığı her an kuzey-güney şeklinde kesin bir yön tayini yapabilir. Böylece her an yuvasının hangi tarafta olduğunu tahmin eder ve geri dönerken hiçbir zorluk çekmez. Bir karıncanın insanların bile yeni haberdar olduğu ışığın polarizasyon özelliğini bilmesi nasıl açıklanabilir? Üstelik karınca bundan bir pusula gibi faydalanmaktadır. Bütün bunları karıncanın kendisinin biliyor olması elbette ki mümkün değildir.

Şüphesiz karıncanın sahip olduğu bu kompleks göz yapısını rastgele oluşan tesadüflerle açıklamak imkansızdır. Tüm çöl karıncaları dünyadaki ilk günlerinden beri bu özellikte gözlere sahiptir. Bu gözler onların, diğer tüm canlıların ve bizim Yaratıcımızın eseridir. O Yaratıcı, üstün ilim sahibi olan Allah'tır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun? (Meryem Suresi, 65)

33. Bilim ve Teknik Dergisi, TÜBİTAK, Nisan 1991, s.49
34. National Geographic, "The Four-eyed Fish Sees All", Paul A. Zahl, Mart 1978, Vol.137, No.1, ss.390-395.
35.Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Pres_dogadaki_muhendisliks, 1964, s. 189
36. H. S. Lipson, "A Physicist's View of Darwin's Theory", Evolution Trends in Plants, Cilt 2, No. 1, 1988, s. 6.
37. Bilim ve Teknik Dergisi, TÜBİTAK, Mayıs 1995, Sayı: 330, s.69

KİMYA MÜHENDİSLERİ İLE YARIŞAN CANLILAR
HAYVANLARDAKİ ALGILAMA SİSTEMLERİ
OPTİK KONUSUNDA UZMAN CANLILAR
DOĞADAKİ MEKANİK UZMANLARI
DENİZ ALTINDAKİ MÜHENDİSLER

Bu site Harun Yahya'nın eserlerinden faydalanılarak hazırlanmıştır.
www.harunyahya.org